Bebişim geldi, biz de Chi ailesi olarak, Bodrumdayız, biraz yerleşiğiz, bebişle gezmek keyifli, hayat güzel, bebekli olmak pek şahane tadından yenmez :)
bu da yeni blogum :
http://minikdugme.wordpress.com/
16 Şubat 2012 Perşembe
17 Şubat 2011 Perşembe
BEN...
Bir soru sordu birisi, 5 sene sonra kendinizi nerede görüyorsunuz, ne yapıyorsunuz ?
ne güzel, çok plan yapmamaya çabalasam da 27 yaşımdan itibaren biraz daha planlar oldum hayatı ister istemez.
Şimdi düşündüm de kendimle alakalı pek yazmıyorum, ben kimim ?
Ben kim miyim, dünyevi işler olarak başlarsam söze, ben kendi isteği ile 2 kez Mimarsinanı kazanmı,ş 2 sene heykel, 5 sene içmimarlık okumuş, okulun son 2 yılını cihangirde 3 arkadaş ile maceralar dolu bir ev paylaşan ve harika şeyler yaşayan bir kızım. Küçüktüm, okulda büyüdüm, 25 yaşıma dek okudum, çok memnunum, bu okul bana hayatımı, beni ben yapan pek çok şeyi kattı. Bu esnada ara ara ufak tefek işler yaptım, partiler, kaçamaklar, eğlenceler, proje sabahlamaları ve sınavlar arasında her yaz istanbuldan kaçtım adeta...2005 yılında 3 günlük tatile gittiğim Kelebek vadisinde 1.5 ay gibi bir süre kaldım, ertesi sene tekrar...İşte bu esnada eşimle tanışıp aşık oldum. Aşk benim için hayattaki en önemli şeydir, ilk görüşte aşka inanırım, bir anda olunur aşık ve hesapsızca yaşanır. Sevgilim Dalyana yerleşmişti o zamanlarda ve İstanbuldan kaçmayı becerebilen birisi bulmam benim için en büyük hediyeydi, çünkü amacım buydu.
Okul 1 sene içinde bitti, ben de okul biter bitmez hemen aşkımın yanına geldim, 1 sene gibi bir zaman kah istanbul kah kelebekler kah dalyan arasında geçti, beraber yaşamaya başladık...
yazın 8 ay boyunca kelebeklerde yaşadık beraber, kah güldük kah ağladık, bazen doğaya verdim kendimi bazen de çok fazla doğadan sıkıntılandım, hani istedikleri oldukça daha çok ister ya bünye...şımarıklık :)
bu 8 ayın sonunda yorulduk ve evimize döndük sonrasında 4.5 aylık bit Hindistan gezisi planladık-aslında pek planlamak sayılmazdı- bir gidiş bileti ile çıktık yollara, bu blog bu macera üzerine ortaya çıktı, 2miz de fotoğrafçıyız aynı zamanda, sayısız video ve fotoğraf çekimi, inanılmaz maceralar ve hayal edilemeyecek deneyimler yaşadık.
Hep başka hayatları merak ettim ve dibine kadar gördüm yaşam denen şeyin nasıl da enteresan birşey olduğunu :)
Goada kumsalda bir gün batımı Pina Colada içerken ilişkimizin 2. yılında evlenmeye karar verdik, 1 yıl sonra da hintlilere yakışır bir düğünle evlendik :)
herşeyi kafamıza göre halletmeyi başardık,
balayı için bir macera gene gittik hindistana, bu arada orada bir türk restoranı açma girişiminde bile bulunduk. fakat anlaşamadık ama benim kafamda bu iş kesinlikle birkaç sene iöçinde yapılacaklar arasında...
Hindistan dönüşünde biraz durmak istedik artık...Bodruma biraz daha şehrimsi bir yere taşınmak istedim, bunu da becerdik :)
Ben bir işe girmeye çalışınca 2 3 ay dayanabiliyorum sabah akşam ofis işlerine. Aklım kafam özgür, ruhum rahat...Yazlık işler yaptık hep denizkenarında...hayatımızdan su eksik kalmadı, yaz tatili gibi yaşadık hep...
Ets turun iştebenimtatilim yarışmasına bu yüzden katıldık ilk 10a kaldık ama kazanamadık bu yaz...üzüldük :) ama yılmadık...
gezmek istiyoruz ama malum para da lazım
sponsor aradık ama ben bu esnada hamile kaldım çünkü 30dan önce anne olmak istedim. böylece onunla da gezme imkanımız olacak ve ben yaşlı bir anne olmayacaktım kendimce, gerçi yaşım 28 olsa da kendimi 22 hissediyorum hep ve bu şekilde yaşıyorum sanırım
yaşıtlarım ev, araba hayalleri ile hareket edip düzenli iş peşinde koşarken, ben kumsallarda hayaller topluyordum, derin sulara dalıyor, aşk yaşıyordum :)
işte benim hayata bakışım.
bazen ben de istemiyor muyum, planlı olabilmek, bazen oluyorum da...
ama yok hayat planlamakla geçmez
kendimi 5 sene içinde evim arabam olmuş olmalı gibi sınırlayamıyorum evet iyi olurdu ama benim tek dileğim dünyayı gezebilecek gelirimin sabitlenmesi. ayda minimum para ile dünyayı gezebilir yeni şeyler keşvedebilirsiniz. Herkesin hayali bu değil elbet...
umuyorum minik bebişimiz şanslı gelir, heryeri görürüz, büyüyünce kendisi gezer ve hayata bizim gibi bakar :)
ne güzel, çok plan yapmamaya çabalasam da 27 yaşımdan itibaren biraz daha planlar oldum hayatı ister istemez.
Şimdi düşündüm de kendimle alakalı pek yazmıyorum, ben kimim ?
Ben kim miyim, dünyevi işler olarak başlarsam söze, ben kendi isteği ile 2 kez Mimarsinanı kazanmı,ş 2 sene heykel, 5 sene içmimarlık okumuş, okulun son 2 yılını cihangirde 3 arkadaş ile maceralar dolu bir ev paylaşan ve harika şeyler yaşayan bir kızım. Küçüktüm, okulda büyüdüm, 25 yaşıma dek okudum, çok memnunum, bu okul bana hayatımı, beni ben yapan pek çok şeyi kattı. Bu esnada ara ara ufak tefek işler yaptım, partiler, kaçamaklar, eğlenceler, proje sabahlamaları ve sınavlar arasında her yaz istanbuldan kaçtım adeta...2005 yılında 3 günlük tatile gittiğim Kelebek vadisinde 1.5 ay gibi bir süre kaldım, ertesi sene tekrar...İşte bu esnada eşimle tanışıp aşık oldum. Aşk benim için hayattaki en önemli şeydir, ilk görüşte aşka inanırım, bir anda olunur aşık ve hesapsızca yaşanır. Sevgilim Dalyana yerleşmişti o zamanlarda ve İstanbuldan kaçmayı becerebilen birisi bulmam benim için en büyük hediyeydi, çünkü amacım buydu.
Okul 1 sene içinde bitti, ben de okul biter bitmez hemen aşkımın yanına geldim, 1 sene gibi bir zaman kah istanbul kah kelebekler kah dalyan arasında geçti, beraber yaşamaya başladık...
yazın 8 ay boyunca kelebeklerde yaşadık beraber, kah güldük kah ağladık, bazen doğaya verdim kendimi bazen de çok fazla doğadan sıkıntılandım, hani istedikleri oldukça daha çok ister ya bünye...şımarıklık :)
bu 8 ayın sonunda yorulduk ve evimize döndük sonrasında 4.5 aylık bit Hindistan gezisi planladık-aslında pek planlamak sayılmazdı- bir gidiş bileti ile çıktık yollara, bu blog bu macera üzerine ortaya çıktı, 2miz de fotoğrafçıyız aynı zamanda, sayısız video ve fotoğraf çekimi, inanılmaz maceralar ve hayal edilemeyecek deneyimler yaşadık.
Hep başka hayatları merak ettim ve dibine kadar gördüm yaşam denen şeyin nasıl da enteresan birşey olduğunu :)
Goada kumsalda bir gün batımı Pina Colada içerken ilişkimizin 2. yılında evlenmeye karar verdik, 1 yıl sonra da hintlilere yakışır bir düğünle evlendik :)
herşeyi kafamıza göre halletmeyi başardık,
balayı için bir macera gene gittik hindistana, bu arada orada bir türk restoranı açma girişiminde bile bulunduk. fakat anlaşamadık ama benim kafamda bu iş kesinlikle birkaç sene iöçinde yapılacaklar arasında...
Hindistan dönüşünde biraz durmak istedik artık...Bodruma biraz daha şehrimsi bir yere taşınmak istedim, bunu da becerdik :)
Ben bir işe girmeye çalışınca 2 3 ay dayanabiliyorum sabah akşam ofis işlerine. Aklım kafam özgür, ruhum rahat...Yazlık işler yaptık hep denizkenarında...hayatımızdan su eksik kalmadı, yaz tatili gibi yaşadık hep...
Ets turun iştebenimtatilim yarışmasına bu yüzden katıldık ilk 10a kaldık ama kazanamadık bu yaz...üzüldük :) ama yılmadık...
gezmek istiyoruz ama malum para da lazım
sponsor aradık ama ben bu esnada hamile kaldım çünkü 30dan önce anne olmak istedim. böylece onunla da gezme imkanımız olacak ve ben yaşlı bir anne olmayacaktım kendimce, gerçi yaşım 28 olsa da kendimi 22 hissediyorum hep ve bu şekilde yaşıyorum sanırım
yaşıtlarım ev, araba hayalleri ile hareket edip düzenli iş peşinde koşarken, ben kumsallarda hayaller topluyordum, derin sulara dalıyor, aşk yaşıyordum :)
işte benim hayata bakışım.
bazen ben de istemiyor muyum, planlı olabilmek, bazen oluyorum da...
ama yok hayat planlamakla geçmez
kendimi 5 sene içinde evim arabam olmuş olmalı gibi sınırlayamıyorum evet iyi olurdu ama benim tek dileğim dünyayı gezebilecek gelirimin sabitlenmesi. ayda minimum para ile dünyayı gezebilir yeni şeyler keşvedebilirsiniz. Herkesin hayali bu değil elbet...
umuyorum minik bebişimiz şanslı gelir, heryeri görürüz, büyüyünce kendisi gezer ve hayata bizim gibi bakar :)
| Tepkiler: |
5 Ocak 2011 Çarşamba
PUNE - AURANGABAD...DAHA DA DERİNE İNELİM...
10 ocak 2009
Trafik kaotik, gürültülü ve hava oldukça sıcak. Gaz satışı kısıtlı ve inanılmaz bir kuyruk var benzincilerde. Temiz bir otel bulup kendimizi etrafı gezmek üzere sokağa atıyoruz, ki her yer kapalı, 1 ile 4 arası öğlen sıcağında tatil zamanı onlar için. Elektrik de yok zaten, sonunda bir esnaf lokantasında bir şeyler buluyoruz, anladığımız kadarı ile sebzelerden ve thali yiyoruz, bildiğiniz esnaf lokantası, tek turist yok etrafta...elle yeniyor yemekler, erkek genelde etraf hep...garip bir gün mü yoksa burası hep garip mi zaten...ya da garip olan biz miyiz ? sanmam herşey normalinde aslında, ritminde...çıkışta uzuuun kuyruk oluşturmuş bir rickshaw ile anlaşıp, şehir turuna çıkıyoruz. Sürücünün bilmemkaç çocuğundan birisi de yanımızda, bizle geliyor, bizi izliyor...gaz kuyruğunda geçen 1 saatten sonra nihayet karmaşık trafikteyiz...gazdan egsozdan yüzümü sürekli kapatmaya çalışıyorum...herkes de öyle yapıyor...demek ki örtünmenin de bir sebebi var :)
PUNEden AURANGABADa Hindistanın derinliklerine seyahate devam...
Sabah 7' de Pune’dan Aurangabad’a yola çıkıyoruz ve birkaç saatlik beklemenin ardından yoldayız. Yol 5 saat sürüyor, otobüsten karmakarışık Aurangabad’in göbeğine iniyoruz.Şimdi hatırlıyorum da yorgunluk ve karmaşa, biraz da endişe...nerede konaklanacak bilmiyoruz, herkes peşimizde hintçe bir şeyler anlatıyor...çantalarımız da ağırlaşmış sanki, fotoğraf makineme yapışmışım sıkısıkı...ne kalabalık ne gürültülü...pis bir de buralar yahu :)
yol manzaraları...
uyumak istiyoruuuuz
mercimekli patatesli acılı hint börekleri
Sabah 7' de Pune’dan Aurangabad’a yola çıkıyoruz ve birkaç saatlik beklemenin ardından yoldayız. Yol 5 saat sürüyor, otobüsten karmakarışık Aurangabad’in göbeğine iniyoruz.Şimdi hatırlıyorum da yorgunluk ve karmaşa, biraz da endişe...nerede konaklanacak bilmiyoruz, herkes peşimizde hintçe bir şeyler anlatıyor...çantalarımız da ağırlaşmış sanki, fotoğraf makineme yapışmışım sıkısıkı...ne kalabalık ne gürültülü...pis bir de buralar yahu :)
herkes erkek mi ? bana mı bakıyorlar :)
Trafik kaotik, gürültülü ve hava oldukça sıcak. Gaz satışı kısıtlı ve inanılmaz bir kuyruk var benzincilerde. Temiz bir otel bulup kendimizi etrafı gezmek üzere sokağa atıyoruz, ki her yer kapalı, 1 ile 4 arası öğlen sıcağında tatil zamanı onlar için. Elektrik de yok zaten, sonunda bir esnaf lokantasında bir şeyler buluyoruz, anladığımız kadarı ile sebzelerden ve thali yiyoruz, bildiğiniz esnaf lokantası, tek turist yok etrafta...elle yeniyor yemekler, erkek genelde etraf hep...garip bir gün mü yoksa burası hep garip mi zaten...ya da garip olan biz miyiz ? sanmam herşey normalinde aslında, ritminde...çıkışta uzuuun kuyruk oluşturmuş bir rickshaw ile anlaşıp, şehir turuna çıkıyoruz. Sürücünün bilmemkaç çocuğundan birisi de yanımızda, bizle geliyor, bizi izliyor...gaz kuyruğunda geçen 1 saatten sonra nihayet karmaşık trafikteyiz...gazdan egsozdan yüzümü sürekli kapatmaya çalışıyorum...herkes de öyle yapıyor...demek ki örtünmenin de bir sebebi var :)
Maharastra eyaletinde Moğol hükümdar Aurangzeb tarafından yapılan bir şehirdir ve nüfusu
872.667dir. Şehrin etrafında son derece turistik mağara kalıntıları bulunmaktadır. 1983’ten beri Dünya miras listesinde yer alan Ellora ve Ajanta mağaraları da bu bölgeye yakındır.
Öncelikle sürücümüz muhabbet ederek bize şehri gezdirmeye başladı, ilk durak burası oldu.
Burası büyük Moğol hükümdarı Aurangzeb’in oğlu Azam Şah tarafından 17. yy. sonlarında annesinin hatırasına inşa edilmiştir. Heybetli bir anıt ve aynı zamanda da bir Müslüman anıt mezarı, bir mozoledir. Taj mahal gibi bir aşk abidesidir.
Fakat gerçek Taj Mahal’e olan benzerliğinden dolayı, başarılı bir mimari yapı olmasına ve ilgi görmesine karşın, geri planda kalmıştır.
http://www.maqbara.com/
AURANGABAD MAĞARALARI :
Küçük Taj’ın 2 km gerisinde bir tepede konumlanmış 6. ve 7. yy’larda inşa edilmiş mağaralardır. Burada 12 adet Budist mağarası , heykel ve oymalar ile duvar resimleri de bulunmaktadır.
Bizi girişe bırakan sürücü ile oğlunu ardımızda bırakıp gişeye yöneliyoruz, tüm turistlere giriş ücreti Hintlilere olduğundan oldukça yüksek. İçeride tırmanış rampası ve basamaklarla arkamızda aurangabad manzarası, mağaraları geziyoruz.
| Tepkiler: |
4 Ocak 2011 Salı
OM SAI RAM - GERÇEK HİNDİSTAN - PUNE, HİNT TOPRAKLARINA YOLCULUK
09 ocak 2009 3. ayımızda...
Goa - Arambol'den ayın 7’sinde güzel bir akşamüstü kızıllığı ve Hindistan cevizi ağaçları eşliğinde “Paulo Travels” Sleeper 3a ve 3b yataklı otobüsü ile Mapusa'dan ayrıldık...
Kashmiri soslu meyveli sebzeli ve yemişli yemek ve soslar...tabiki acı :)
MAHARASTRA – PUNE (POONA)
Maharastra eyaleti 96.8 milyonluk nüfusa ve 307.713 km²’lik yüzölçümüne sahiptir ve başkenti Mumbai (Bombay)dir.
Goa - Arambol'den ayın 7’sinde güzel bir akşamüstü kızıllığı ve Hindistan cevizi ağaçları eşliğinde “Paulo Travels” Sleeper 3a ve 3b yataklı otobüsü ile Mapusa'dan ayrıldık...
Çok özleyeceğim bu tropik cenneti :)
Tropik tropik tatilimizi yaptık, güneyden Goaya dek geldik 1 ay da geçirdik bu güzel yerde...Yeni bir yıl, yeni yollar yapmak lazım. Hindistanın derinliklerine zorlu ve büyük maceraya daha yeni başlıyoruz. Sadece GOA ya gelen Hindistana gittim demesin. Goa sadece türkiyenin Bodrumu adeta...bunun daha iç kesimleri, kuzeyi, çölleri, dağları, yolları, kaosu var...Hayat görmeye değer.
otobüslerde...
İşte gene yollar ve asıl Hindistan başlıyor, yeniden...
Bozuk sallantılı yollar, bol gürültülü eski bir otobüs, koltukların üstündeki yataklı yerimizde gene tıngır mıngır yuvarlanıyoruz bilinmeyenlere doğru.Yanımızda Mapusa pazarından aldığımız mis kokulu muzların kokusu, yolumuzun sonu Puna (Poone).
500 km yolu 12 saat civarında aştık. Bol bol uyuyup, uyandıkça da yolları seyrettik. Sürekli patlayan bir sol arka tekerleğimiz vardı, yerli yersiz bilmediğimiz kentlerde hiçbir açıklama yapmadan otobüs duruyor, millet de sigara içmek için bunu bahane olarak kullanıyordu. Sorun ne dediğimizde sorun yok cevabı alıp beklemeye koyuluyorduk. Bu böyle 3-4 kez tekrarlandı, sanıyorum birçok kez şişirildi, değişti, bir şeyler oldu o tekerlek.
PUNE (POONA) :
Hindistan'ın Maharastra eyaletinde Mumbai'den sonra ikinci büyük şehiridir. 2001 yılı verilerine göre 4.5 milyon nufüsu vardır, Mumbai’den 120 km uzakta ve 560 m deniz seviyesinden yüksektedir.
Mumbai’nin kalabalığına girmek istemeyenler için alternatif bir durak olarak da kullanılıyor. Bizim gittiğimiz dönem Mumbai için terör saldırılarının olduğu dönem olduğundan, girmek istemedik.Yolumuz Pune karmaşasına dahil oldu.
Şehrin dışı bataklık ve derme çatma çadır-barakalardan oluşuyor, birçok evsiz sokaklarda uyuyor. Bu şehirlere girip, çıkarken insanların nasıl da zor koşullarda olduğunu görebiliyorsunuz. Birileri oldukça rahat yaşarken, diğer büyük bir kesim ise on derece derin bir yokluk içinde mücadele veriyor.
Hayat bazen gerçekten çok acımasız, anlaşılıyor gözlerinden...
Hayat güneş dogmadan başlıyo,' belki de bitmiyor zaten...
Bizi alan Rickshaw sürücüsü kızıl saçlı bir Hintli ve bizi kazıkladıktan sonra öğreniyoruz ki Müslüman. Buralarda Türk diyince hemen din soruluyor ve Müslüman iseler bir seviniyorlar, hemen ülkemizin nasıl bir yer olduğunu ve ekonomik durumla ilgili sorular sıralanıyor. Maalesef ki, bizi kazıklamış olduğu için bizi utanıyor kendinden. Bu rickshawların taksimetresi olmadığından veya var ise turistler için hepğ bozuk olduğundan, her seferinde 10larca katı para talep edebiliyorlar. Biz güneyden geldiğimizden hangi mesafede kaç para ödendiğini öğrendiğimizden bu yüksek rakamları ödememekte ısrarcıyız.
Pune genelinde gezdiğimiz otellere bakarsak ücretler diğer yerlere oranla yüksek.
Elite Delux Otel’de temiz, bembeyaz ve sıcak suyu ve televizyonu olan bir odaya yerleşip şehri geziyoruz tüm gün.
"German Bakery" nin harika masala chai (çay) var, bol zencefilli, güzel bir çayın tadını özlemişim, yanında da harika kahvaltılıklar bizi kendimize getiriyor. Bol yürüyüş, keşmekeş trafik derken, Hint yemeklerine dalıyoruz tekrardan.
Pune esnaf LokantasıKashmiri soslu meyveli sebzeli ve yemişli yemek ve soslar...tabiki acı :)
Yollarda peşimize bu sefer de ellerinde bir çiçekle dolaşan büyücü adamlar takılıyor. Ellerindekini uzatıp, büyü görmek ister misin diye soruyorlar gülümseyerek.
http://www.osho.com/
Osho Meditasyon okulu (osho international meditation resort) bu şehirde olduğundan oldukça turistik bir yer aynı zamanda.
Okul, harika bir yerde, ağaçlıklı sakin bir yürüyüş yolundan gidiliyor. Burası Ashram'dan öte bir meditation Resort gerçekten. Bordo cübbeli öğrenciler geziyor her yerde, sokaklarda giysiler terlikler satılıyor tek renk : Bordo.
Buraya dünyanın her yerinden ziyaretçiler çok çeşitli meditasyon yöntemlerini öğrenmek için geliyorlar. İçeri gezmek için bile olsa giriş randevulu ve ücretli.
Bu sebepten ve ashram mantığından uzakta olduğu için içeri girmiyoruz.
ASHRAM : Aşram
antik Hindistan’da orman içinde ya da dağda, bilgelerin dünyanın telaşından uzak, huzur içinde yaşadıkları yerlere verilen Sanskritçe bir addır. Bu yerler inzivaya çekilmek için kullanıldığı kadar eğitim için de kullanılır. Dolayısıyla aynı sözcük guru ve öğrencilerinin yaşadığı ve ustalarının öğretilerini izledikleri yerler için de kullanılır. Ancak bu durumda genellikle gurukula adı kullanılır. Bu kelime, üstat anlamına gelen guru ile gurunun biyolojik ailesi ve öğrenci grubunu kapsayacak biçimde aile anlamına gelen kula kelimelerinden oluşur.Aşramlar Hindistan’da en azından MÖ 4000 yılından beri varolmuşlardır.
Alıntıdır.
------------------------------------------------------
Bugün hindistan’da her yerde ashramlar mevcut ve buradaki eğitimlere katılabilir, bedava karın tokluğuna yaşayıp, oranın kurallarını benimseyerek kendi iç seyahatinize doğru yola çıkabilirsiniz.
Akşama doğru gezintimizde yemek yiyecek bir yer ararken, ara sokaklarda kaybolup kenar mahallelerde buluyoruz kendimizi. Yolun sonu çıkmaz ve bir tapınak çıkıyor karşımıza. Bol çocuk bol gürültü ve her yerde dolaşan sakin inekler, telaşlı keçiler, meraklı köpekler ve bol çöp.
Bize uzaylı gibi bakıyorlar, çocuklar etrafımızı sarmalıyor, herkes fotoğraf çektirmeye bayılıyor. Ama sevmek isteyince kaçıyorlar. gülüşleri harika, büyük bir gururla tapınağı açıyorlar ve içeriden dev GANESH bizi selamlıyor.
sesler...
renkler...
sadece rastlantısal olarak inanılmaz bir yerdeyiz, bu “an”da. Belki hiç bir daha gitmeyeceğim yerlerde, onların içinde bir yerlerde olmak...
Ertesi sabah tekrar bir otobüs yolculuğuna çıkacağımızdan, otelde dinlenmeye çekiliyoruz erkenden.
Ayrıca gezilen yerlerde , televizyonu olan odalarda hint kanallarında gezinip, filmler ve klipler izlemek, bu kültürü yakından tanımaya fırsat tanıyor.
| Tepkiler: |
HİNDİSTANIM - CHAPORA - ARAMBOL...
Chapora Fort – Chapora Kalesi (Bardez) :
Vagator’un 1 km kuzeyindeki Chapora kasabasında 1617 yılında Portekizliler inşa etmiştir, harika bir tepede, gün batımı manzarası için çok güzel bir noktada. Kale gün batımında adeta kırmızıya bürünüyor.
Bu kaleye yolu takip ederek ulaşılıyor, geri kalan yol motoru aşağıda bırakıp, tırmanarak gerçekleşiyor. Yukarının manzarası güneş batarken mükemmel, kayan taşlar yüzünden dikkatli inmek gerekiyor.
Chapora meydanı ise çok eski ve çok kültürlü bir yer. Meydandaki büyük ağacın altı bir buluşma noktası ve civarda harika meyve suları ve bol meyveli dondurma yenebilecek güzel kafeler var. Güney Hindistandaki en güzel şeylerden bir tanesi doğanın cömertliği sonucu oluşan güzel meyveler. Hiçbir şey yiyemiyorsanız bile, bol meyve ile ayakta kalabilirsiniz.
Tabii bu durum kuzeye çıktıkça da böyle devam etmeyecek.
Bir sonraki durağımız ise Moondance :
Vagatorda başka bir yere taşınıyoruz, daha merkezi, daha hesaplı ve yemekleri gerçekten çok lezzetli olan bu güzel pansiyon bizim dinlenme ve buluşma noktamıza dönüşüyor. 12 aralıkta dolunayda buradayız, bu civarda bolca internet cafe mevcut, iletişim oldukça kolay ve ucuz, telefon kullanmak da ülkeler arası çok makul. Zengin yemek ve et çeşitleri ile Hindistandaki neredeyse yediğimiz en güzel yemekleri burada yedik.
Nehir kenarlarında da Chapora dolaylarında konaklanacak çok dingin alternatif yerler mevcut. Burada çocukları ile gezen çok sayıda yabancı turistle karşılaştık ve bu da Türkiye’deki önyargıları kendi açımdan ortadan kaldırdı. Bebekleri ile dünyanın çok başka noktalarından gezmek için gelenler ve bu şekilde yaşayanların olması hoşuma gitti. Özellikle Fransız ve İsrailliler çok ama bunun yanı sıra en büyük turist çoğunluğu Goa’da Rusların elinde.
Yaşam tüm gerçekliği ile karşımda. Şimdi, o andayız. Buradayız. Burada da insanlar yaşıyor, çocuklar doğuyor, büyüyor. Hiçbirşeyleri olmasa da mutlu görünüyorlar, gülümsüyorlar ya da zaten anı yaşadıklarından mutsuz olmaları için bir sebep yok.
Bir diğer dayanakları ise çok tanrılı dini inançları. Sokaklar kutsal hayvanlarla dolu, kedi köpek maymun inek domuz ve dahası. Goa gene oldukça turistik olduğundan dolayı nispeten temiz ve düzenli, üstelik doğa gerçekten çok verimli. Daha kuzeyde ve iç kesimlerde hayat çok daha zorlaşabilir.
22.12.08
ARALIKTA TEMMUZU YAŞAMAK
Aralık ayında bana yazın devamını yaşatan ve milyonlarca harika rengi bana gösteren güneşe, gel git yaratıp okyanus kıyısında mucizeler yaratan aya sonsuz sevgiler. Beden bir şaşırıyor alışkanlıktan dolayı kışsızlığa ama mutlu da oluyor sonunda.
Burada da “Rainbow book store” isimli bir kitapçı bulduk ve okuduğum “Empati” isimli kitabı “puslu kıtalar atlası” ile değiştirdim, zaten 2 -3 tane Türkçe kitap olan bu minik kitapçıda insan, bu kadar uzaktan ülkesine ait bir iz bulunca çok seviniyor. İçine notumuzu bırakıp kitabımızı orada bıraktık. Başka bir yolcu gelir de kitap almaya girerse diye. Bizden bir parça kalsın.
GOADA 3. DURAK : ARAMBOL
25.12.08
Arasıra kumsalına geldiğimiz bu güzel plaja taşındık. Aslında buralarda uzun süreli kalındığında bir ev tutup kalanlar çok oluyor, fiyatlar oldukça makul ama bizim gibi gezmeyi sevenlere göre değil. Arambol, Vagatorun biraz daha kuzeyinde yer alan uzun bir kumsal. Sahil boyunca harika bungalowlar ve evcikler var
konaklanabilecek.
Bizim şansımıza kayaların üstünde manzaraya bakan küçük arambol yolunun başlangıcında oda bulduk. Yeni yılı burada geçirmeyi planladık, gerçekten bir yaz günü yıl değiştirmek çok heyecan verici.
Arambol uzun kumsalı boyunca irili ufaklı restoranlarla dolu, bunlardan en lezzetlilerinden bir tanesi de Olive Tree. Pek çok yiyecek ve içecek çeşidi ile menüsü de oldukça zengin.
Bir de manzaranın en güzel olduğu tepeye çıkmak gün batımında, kuş gibi tepeden uçsuz bucaksız okyanusa daldığına şahit olmak güneşin, olağanüstü.
Kendi ülkemde ise daha 4 saati var biz el salladıktan sonra güneşin…
tepedeki adak ağacı ve dua bayrakları…
Küçük arambol plajı:
30.12.08
Arambol’un yanında yürüyerek gidilen ve bir göletin de kumsala dek ulaştığı serbest ve sakin ufak bir kumsal daha var, burada da bungalowlar mevcut. Arka tarafta çamur banyosu yapılabilen turistik bir alan ve ormanın içinde dev ve kutsal banyan ağacı var. Banyan buraya has çok iri gövdeli ve çok dallı büyük bir ağaç türü.
Ayrıca bu alanda yamaç paraşütü de yapmak mümkün.
Bu ilginç ağaç aslında kendi başına bir orman. Çünkü 300′e yakın kalın gövdesi ve 3000 civarında ince gövdesi bulunuyor. Yani 1000lerce ağaçlık bir orman büyüklüğünde bir ağaç.
Bir kaynakta banyan ağacından şöyle bahsediliyor: Banyan ağacı, Hindistan ve Güneydoğu Asya’da yetişiyor. Ağacın dalları yere sarkar, toprağı deler ve yeni bir gövdeyle çıkar. Böylece
bir tek ağacın onlarca gövdesi olabiliyor ve tek bir ağaç küçük bir koruluk kadar alan kaplayabiliyor. Banyan ağacı yakınındaki ağaçları ve binaları (Angkor Wat Tapınağı gibi) boğarak yok edebilir. Budha “ben banyan ağacıyım” dediği için Hindularca kutsal kabul edilir. Ölümsüzlüğü simgeler ve Yaşam Ağacı olarak da bilinir.
Başka bir kaynak ise şöyle diyor: Banyan, dalları geniş bir araziye yeni bir ağaç gibi yayılan Hint incir ağacı, Ficus bengalensisdir. Kökleri daha sonra yeni gövdeler ve dallar oluşturur. Bu özelliği ve uzun ömürlülüğünden dolayı ağaç ölümsüz kabul edilir ve Hindistan mitleri ve efsanelerinin ayrılmaz bir parçasıdır. Bugün bile Banyan Ağacı köy hayatında önemli bir yere sahiptir ve gölgesinde köy toplantıları yapılır.
| Tepkiler: |
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






kk

















